İlhan Mimaroğlu


Tarihin derinliklerine gitmek gibi bir isteğim yok. Yaşamadığım çağlar arasında ancak tek bir çağ beni epeyce ilgilendiriyor. O da henüz tarihin derinliklerinde değil, yüzyılımızda. İlk yılları 20. yüzyılın güzel çağı, la belle epoque denen yıllar. Yüzyılın başından birinci savaşa. 1914 yılına uzanan süre. Hem genellikle yaşayış türü açısından hem de sanatlardaki özellikle müzik alanındaki büyük aşamaların çağı olması bakımından 19. yüzyılın son yıllarından başlayıp 1. savaşa değin uzanan yılların Avrupa’sında özelikle Fransa'sında biraz oyalanmak isterdim. Oyalanmanın sonucunda da orada kalıp kalmamak istemeyeceğimi bilirdim ama bunun dışında yaşadığım yıllar arasında da beni tarihin hiçbir çağına özendirmeyecek önemli evreler vardı. Başta 1930'ların Türkiye'si. Yalnız çağ değil yer de önemli.

Güngör Mimaroğlu - Haziran, 2018


İlhan Bey yaşasaydı bir sinema, bir müzik, bir sanat kitabı daha çıkartabilirdi. Çünkü düşünen bir insan, ve de New York gibi bir şehirde düşünen insan durmaz. Son nefesine kadar durmaz. Ben de New York'ta yaşadığım yılları yazmak isterim, İlhan’la geçen yılları yazmak isterim. İlhan'la geçen yıllar benim için bir okuldu çünkü. Acaba enerjim yeter mi? Bilmiyorum, ama bunları yapmak isterdim.

Janis Siegel - Mart, 2018 New York


İlhan'ın ofisinin yanındaydı ve İlhan'ın ofisi (gülüyor) kapkaranlıktı. Kapkaranlık ve ürkütücüydü, ve dumanla doluydu. Ve sürekli filtresiz sigara içerdi. Ben de herhalde o zamanlarda sigara içiyordum o yüzden... onu ziyarete giderdim ve ofisinde oturuyor olurdu ve bana kahve yapardı. Starbucks'tan önceki günlerdi. İyi kahve bulmak kolay değildi ama çekmecesine espresso makinesi koymuştu. Yani biz karanlıkta sigara ve kahve içip Edgard Varèse veya Mingus ya da benzer birini dinlerdik. Benim eğitimimin büyük bir parçasıydı, müzik eğitimimin.

Manfred Borrmann - Mart, 2018 New York


Şahane esprili bir dahi, gerek müzik olsun, gerek sinema olsun, gerek edebiyat olsun, her sanat dalında ve politikadan anlayan ve kendi görüşlerini saklamadan söyleyen bir insan İlhan ve çok yakın bir dost benim için. Ayrıca Güngör Hanım, eşi de benim en yakın dostlarımdan biri. İşte öyle birkaç kelimeyle.

Suzanne Ciani - Mart, 2018 USA


(İlhan Mimaroğlu üzerine) Sessiz birisiydi ama çok düşünürdü. Yanındayken anlayabiliyordun...Ve espri anlayışı vardı, bazen hiçbir şey söylemezdi ama yüzünde, sanki, muzip bir ifade vardı ve biz, biz eğlenirdik. Bazen Atlantic Records'a gidip koridorda takılırdık, çünkü ikimiz de Lucky Strike marka sigara içmeyi severdik...Ben sigara içmeyi bıraktım, tabii hepimiz bıraktık. Ama o günlerde normaldi.

Arthur Fournier - Nisan, 2018 New York


Bill bana Mimaroğlu'nun New York Times vefat ilanını yolladı. Okudum ve düşündüm ki, "Bu adam inanılmazmış." Mesleği müzik kültürünün birçok alanını etkilemişti, ve o esnada Mimaroğlu'nun gizemi beni büyüledi.

Beyhan Karahan - Nisan, 2018 New York


O, Village'ı severdi ve oradaki evimi de severdi. Küçücük bir yerdi ama çok şirindi. Daha sonra ben buraya taşındım ve buranın akustiğini çok beğenir oldu İlhan, hatta ‘John Coltrane'in müziğini gelin size ben burada çalayım’ dedi. Hiç kımıldamadan oturdu. Birkaç kere, tekrar tekrar dinledi burada müziği.

İlhan Usmanbaş - Ağustos, 2018 İstanbul


Yani Bülent Arel’in elektronik müziğe bakışı ile İlhan'ın elektronik müziğe yaklaşması birbirinden çok farklı. Evet. Bülent gerçekten o kadar virtüöz ki New York downtown'da bir sürü böyle küçük dükkanlar var ve orada aletler var, bütün onları teker teker toparlayıp en ucuzundan üniversitenin elektronik merkezini yapan bir insan düşünün. İlhan Mimaroğlu yapısında müziğin bütünlüğünü kavranmış bir insan için ise elektronik müzik yeni bir dil gibi. O dili konuşmak onun gibi bir insan için her zaman bir ihtiyaçtır. İlhan'ın merakı o yüzden.

Ayşegül Durakoğlu - Ocak, 2019 New York


Güngör Hanım için İlhan Bey'e duyduğu saygı başkaydı. Onu mesela başkalarıyla tanıştıracağı zaman önce bir hazırlardı. İlhan Bey'in istemediği, hoşlanmadığı şeyleri açıklamaya çalışırdı. İlhan Bey'i hep korurdu bir şekilde. İlhan Bey ve Güngör Hanım hep birbirlerine siz olarak hitap ederlerdi... Tartışırlardı ama münakaşa etmezlerdi, hiçbir zaman birbirlerini incitecek bir hareketleri, bir sözleri, bir diyalogları olmadı.

Bobby Warner - Ocak, 2019 New York


İyi birisiydi. Çok iyi birisi... İlhan hep fotoğraf makinesiyle gezinirdi ve şehrin her kısmında resim çekerdi, stüdyoya giderken, evine giderken, ne zaman fotoğraf makinesi yanındaysa ve son gördüğüm zaman Arif'in anma töreninde yanına gittim ve "Hala resim mi çekiyorsun?" dedim ve o an sadece "Hayır. Artık resim çekmiyorum." dedi. O günlerde konuştuğumuz konulardan bir tanesi de sağlığının kötüye gitmesiydi...

David Toop - Ocak, 2019 London


Ama bence müziği çok sinematikti, ve ben ilk "Agony" adlı parçasını gençliğimde duymuştum, o sırada ben filmler yapıyordum ve ben... Sanırım benim ana aktivitelerim: müzik çalmak, müzik dinlemeye gitmek, galeri gezmek, ve film izlemeye gitmekti. O yüzden 1960'lardaki çıkan bu değişik medyalar çok ilgimi çekiyordu. Herhalde filmlerde gördüğüm dinamizmi müziğinde hissediyordum.

Erdem Helvacıoğlu - Ocak, 2019 New York


İlhan Mimaroğlu elektronik müzik besteciliğinin dışında aslında bir sinemacı aynı zamanda. Birçok elektronik müzik bestecisi gibi sinemayla da ilgileniyor çünkü, elektronik müziği ‘cinema for the ear’ diye tanımlıyorlar zaten. Onun The Question belgeseli çok önemli çünkü Amerika'nın ve dünyanın en önemli bestecileriyle konuşuyor.

Hilmi Bitim - Ocak, 2019 New York


(Güngör Hanım’ın aksivist kimliği üzerine) O mücadele kültürü aslında o’nu çeken, sonucunda da somut bir şey yapıyor olmak... Protesto etmek, bir şeyi etkilemek, daha olumlu bir sonuca ulaşmasını sağlamak aktivistlerin birinci görevidir, birinci yapmak istediği şeydir. O yüzden o da sokağa çıkıyor, orada hayati insanlarla karşılaşarak yaşamı çok daha canlı kanlı oluyor.

Joe Mardin - Ocak, 2019 New York


(İlhan Mimaroğlu üzerine) Korktuğum biri değildi... Stüdyoda bir çocuk için korkutucu insanlar vardı. Ama hiçbir zaman ondan korkmadım. Kesinlikle kendi... Kendi projelerini yapıyordu, kendi... yaptığı o zamanlar Atlantic Records'daki herkesin yaptıklarından çok daha farklıydı.

Julie Mardin - Ocak, 2019 New York


Dahiliğinden tam olarak faydalanmak için fazla küçüktüm, ama kesinlikle Atlantic ailesinin, ve anne ve babamın dünyasının, çılgın bilim adamlarından biriydi. Aklıma gelen anılardan birinde, benim babam, Arif Mardin bir albüm üzerinde çalışıyordu, Forms adında çok deneysel bir parça. Akşam eve gelip müziğini ve parçalarını çalmayı severdi. Çalardı ve ben... Bilmiyorum, herhalde 8 yaşından küçüktüm, belki 5 veya 6'idim. Hayır, 10. Emin değilim. Ama korkacak kadar küçüktüm. Odamdan çıkar ve "Lütfen. Uyuyamıyorum!" derdim.

Mehmet Dede - Ocak, 2019 New York


Bence İlhan Bey zen’vari bir insandı. Anı yaşardı ve gerçekten o an ne yapmak isterse onu yapardı ve bu özgürlüğünü hayatı boyunca da kaybetmedi. Bunun için de ne ünlü olmaya çabaladı ne para yapmaya çabaladı. Baktığın zaman çok entelektüel, çok dolu bir insan görüyorsunuz ve ben de aynı soruyu kendime sordum. Bu kadar değişik işler yapmış, hayata çok değişik bakabilen, yaratıcı, asi ruhlu bir insan nasıl oluyor da daha ünlü değil?

Rüstem Batur - Ocak, 2019


Bizim için müzik Beatles'larla başladı, onların plakları gelir. Kime gelirse onun evinde buluşulur. O dinlenir. İlk Beatles mesela, ilk Sgt. Peppers bana gelmişti galiba. İşte bütün mahalleli gelir, onu dinleriz falan ve de tamamen Batı Müziği. Hiç Türk Müziği ile hiçbir ilgimiz yoktu bizim. Ama dediğim gibi çevre itibariyle… Ondan sonra İlhan sayesinde ben daha erken yaşta jazz’la ilgilenmeye başladım. Belki işte 16-17 yaşından itibaren. O yıllarda, üniversitede falan ve devam etti. İlhan prodüktörlük yaptı mesela Modern Jazz Quartet, Charles Mingus gibi insanların producer'ıydı. Benim bildiğim kadarıyla Charles Mingus çok aksi bir adam. Özellikle İlhan'la çalışmak istiyor, yani çok takdir ediyor müzik bilgisini falan. Ben hatta o böyle bazı güzel kayıtlarda stüdyoya gidip fotoğraf çekerdim ve de Mingus'un fotoğraflarını çekmiştim. İlhan onu plak kapağı yaptı, benim çektiğim fotoğrafları.

Serdar İlhan - Ocak, 2019 New York


Rüstem Batum’u çok beğenir İlhan Bey. Rüstem'i çok yetenekli bulurdu, akıllı bulurdu, yaptığı işleri çok severdi. Ben hiçbir şey duymadım Rüstem'le ilgili İlhan Bey'den. İlhan Bey'den Mozart, Miles Davis gibi insanlar hakkında olumsuz şeyler duyuyorsunuz, ama normal insanlar hakkında gayet uyumlu ve sevecen bir insandı öyle gözükmese de. Çocukları hiç sevmez derler mesela ama severdi aslında çocukları.
Çocuğuna göre değişiyordu onun tavrı.

Seth Cluett - Ocak, 2019 New York


Mimaroğlu'nun işlerinde zekasını görebiliyorsun ve Bülent Arel'in işlerinde vücudunu görebiliyorsun. Arel'de bestecinin elini hissedebiliyorsun ve Mimaroğlu'nun çalışırken aklından geçen düşünceleri duyabiliyorsun.

Yunus Tuncel - Ocak, 2019 New York


Güngör Hanım'ın yaptığı partilerin çoğuna gittim. Orada Amerikalı ve yabancı çok az hatırlıyorum, çevresi Güngör Hanım'ın çoğunlukla Türkiyeli, ben de dahil olmak üzere. Neden öyle? Anlatması çok zor… İlhan Hoca'nın ayrı çevresini bilmiyorum. Benim bulunduğum çevreler çoğunlukla Türkiyeli. Neden öyle bilmiyorum, bir de Güngör Hanım da kozmopolit bir insan… Türkiye'den insanlar gelirdi, sanatçılar, yazarlar, müzisyenler... Bizleri çağırırlardı işte Aziz Nesin örneğinde olduğu gibi. Eminim Amerikalı dostları da vardı. Ben şu an isimlerini sorsanız bilmem.

Serra Akkaya - Mart, 2019 İstanbul


İlhan Mimaroğlu Galatasaray'a giderken Moda'dan vapura biniyor okula gidiyor, akşam üstü dönüyor ve her hafta harçlığıyla mutlaka bir plak alıyor. Bir defasında aldığı plak pahalıymış galiba, dedi ki: ‘Vapur iskelesinde dilendim efendim’’ dedi. ‘’Bana birisi para verdi, vapura onunla bindim geldim.’ dedi. Bunu yapan genç bir çocuk…

Armağan Ekici - Nisan, 2019 İstanbul


Söylediği şeyler herkesin kaldıracağı şeyler değildir. Onun bir şeyine, bir lafına kızıp onu silenler de vardır. Bunları ben şöyle düşünüyorum: Bunlar bir kuşaktı, büyük bir ilerleme ve devrimle, yenilik düşüncesiyle büyüdüler. Bunu uyguladılar ve sonra bunun belki olmadığını, dünyanın başka bir yere gittiğini gördüler, ama arada bu maceradan izler bıraktılar ve bu izlerin hala bize söylediği çok şey var!

Balkan Naci İslimyeli - Nisan, 2019 İstanbul


İlhan Bey nadan bir adamdı ama o nadanlığı içinde sıcak bir kalbi vardı. Onu da sözleriyle değil davranışlarıyla ifade ederdi. Merak da ettirirdi, bir cazibe uyandırırdı kendi üzerinde. Tanıştığınızda, tabii bir duvara çarpmış gibi oluyorsunuz.

Evin İlyasoğlu - Nisan, 2019 İstanbul


1968'de Fransız Radyosu'nun özel çağrılısı olarak müzik araştırmaları topluluğu stüdyolarında çalışmalar yapıyor. Bu da gene İlhan Bey'in seçilmesi, Amerika'dan seçilen bir insan olarak Fransa'ya gidiyor, önem kazanan bir olay ve 1970'lerin başlarında Columbia Üniversitesi öğretmenler kolejinde elektronik müzik dersleri vermeye başlıyor. Şimdi kendisi elektronik müziğe giriyor onu hazmediyor, hatmediyor evriliyor onun içinde ve yeni kuşaklar yetiştirmeye başlıyor. Yani İlhan Bey'in hocalığı o kadar bilinen bir şey midir bilmiyorum.

Halim Tansuğ - Nisan, 2019 İstanbul


İlhan Mimaroğlu'nu bence çok iyi temsil eden, yine hiç unutmayacağım bir an Nazım Hikmet'i anma akşamındaki performansı. Eserlerini okuduğunda bir şiirini zannediyorum okudu, orada bir seslendirme yapıyor. Vücut lisanıyla, sesiyle... Sesini duymakta güçlük çekersiniz. Yüksek sesle konuşmaz. Sahnede bir ses çıktı İlhan Mimaroğlu'ndan, dedik bu insan o insan mı? Aynı şekilde vücut lisanı da. Orada da görüyorsunuz ki aslında komple bir sanatçı. Var mı bilmiyorum örnekleri. Belki tiyatro oyuncusu olarak sahneye çıksaydı, belki başarılı bir tiyatro oyuncusu olacaktı.

Kerem Görsev - Nisan, 2019 İstanbul


İlhan Mimaroğlu ile tanıştığımda bana bir şey söyledi: ‘Kerem’, dedi. ‘Caz benim için 1967'de bitmişti’ dedi. ‘67'de John Coltrane öldükten sonra bitmişti’ dedi. Esasında İlhan Mimaroğlu'nu bir caz müzisyeni, caz prodüktörü olarak tanımlamamak lazım. İlhan Mimaroğlu her şeydir. İlhan Mimaroğlu yazar, çizer, sinema üstüne anlatır, elektronik müziğin değişik yerlere, kulvarlara gelmesinde dünyada çok önemli… Ama Atlantic Records'da Ornette Coleman ve Freddie Hubbard gibi yaptığı çok ciddi prodüksiyonlar da var.

Zeynep Oral - Nisan, 2019 İstanbul


Benim için İlhan Mimaroğlu her şeyden önce bir bilge kişi. Bu Anadolu'nun böyle kadim uygarlıklarının topraktan gelen bir bilgeliği vardır kimi insanlarının, benim için İlhan Mimaroğlu öyle. Hem müzikolog olarak hem yazar olarak hem insan olarak, düşünür olarak, prodüktör olarak, sinemacı olarak, entelektüel olarak, işte o bilge kişiliğine sayısız özellik katmış bir insan.

Alper Maral - Mayıs, 2019 İstanbul


İlhan Mimaroğlu'nun enstrümanının stüdyo olduğunu vurgulamak lazım... Klasik stüdyo tekniklerinin önde gelen duayenlerinden olan İlhan Mimaroğlu'nun bilgisayar gibi ne yazık ki görsel ara yüz olmaksızın müziğe ulaştırmayan bir donanımla, o yaptığı kanlı canlı elektronik müziği hemencecik yapabilmesi mümkün değildi.

İdil Biret - Mayıs, 2019 İstanbul


‘Session'a gelince, Session İlhan Bey'in benim için yazdığı bir eser. Fakat hiçbir zaman bir konserde çalınmayacak bir eser, ancak plakta çalınacak ve bir kez çalınacak olan bir eserdi... Önemli olan benim (eserde) okuduğum bir kontrat. O kontratı okumak için epeyce eğlenceli saniyeler yaşadım. İlhan Bey’le Güngör'ün yanında ben bu kontratı İngilizce okudum. Benim İngilizcem Fransa’da öğrendiğim için kuvvetli bir Fransız aksanıyla... Neyse sonunda anlaşılır bir şekilde bu kontratı okudum ve bu şekilde plağı yaptım. Çok değişik bir çalışmaydı. Ve söylediği şeyler maalesef bugünkü dünyada çok geçerli, çünkü gördüğünüz gibi müzik çok fazla ticarete doğru gidiyor.

Meral Güneyman - Mayıs, 2019 New York


İlhan Bey Chopin'le kendi arasında bir paralellik hissederdi bence, çünkü Chopin'in lirizmi, romantizmi bir yandan çektiği acılar, hayata olan bakışı… İlhan Bey ne kadar elektronik müzik destekçisi olsa da bazı yazdığı melodiler o kadar Chopin'e yakın ki. Bakın mesela size bir örnek vereyim. Şöyle bir melodi düşünün (piyano çalar), Şimdi bunu İlhan Bey yazdı. Burada hep Chopin ezgileri var. Öyle değil mi?

Muammer Yanmaz - Mayıs, 2019 İstanbul


Bir ay kaldım New York'ta, bir ay içerisinde 40 kişiyi fotoğraflama şansına eriştim. Yine Paris'te olduğu gibi herkes kendi metro istasyonunu seçti ve o proje içerisinde İlhan Mimaroğlu'yla tanıştım. Önce ofisine gittik, konuştuk. Çok konuşan bir insan değil İlhan Mimaroğlu… Fotoğraflarını çekmeye başladım, önce normal bakışlarını aldım fakat fotoğraflarda karakteristik yapılarını göstermelerini istiyorum ve önceki projemizde Paris'te de bir Komet fotoğrafı vardı, elini yüzüne kapattığı. O tetiklemiş olabilir mi bilmiyorum ama İlhan Bey de bir anda elini yüzüne getirdi. Çok kuvvetli bir fotoğraf olduğunu gördüm ve kendisine de belirttim.

Selen Akçalı - Mayıs, 2019 İstanbul


40 İstasyon Projesi'nin New York ayağı aslında 2004 yılının Ocak ayında başladı. Biz zaten Paris'i yapmıştık ve New York çok önemli bir yer… Bir tek bizim için değil bütün New York'taki Türk komünitesi için Güngör Hanım öyle bir isimdi: ‘Fahri Büyükelçi’ diyorlardı. Oradaki topluluğun başı gibiydi herkesi kapsayan, organize eden. Çok da neşeli bir insan tabii Güngör Hanım. Bize de aynı sıcaklıkta yaklaştı. Zaten genelde biz bu projede hep dışardan gelen birileri olduğumuz için böyle bir ev sahibi gibi herkes bizi karşılıyor ve ağırlıyordu. Aynı şekilde Güngör Hanım da bize çok sıcak davrandı.

Street art fotoğrafları dışında fotoğrafçı yönü pek bilinmeyen İlhan Mimaroğlu'nun gözünden şehirler, insanlar ve mekanlar...